Mehmet GÜREL
Köşe Yazarı
Mehmet GÜREL
 

Obruk...

Yer altı suyunun, karbondioksit ile birleşimi sonucu karbonik asit oluşur. Bu karbonik asit kireç taşının yoğun olduğu toprakları zamanla çözerek yer altında mağaralar oluşmasına neden olur, bir müddet sonra mağaranın üstünde bulunan toprak çöker işte bu çökme sonucu oluşan derin çukurlara obruk denir.   Merak etmeyin bu hafta teknik bir konuda yazmıyorum. Ama düşüncelerimi anlatmak, akıllarda kalmasını sağlamak için bazı örneklemeler yapmalıyım.   Peki şu yukarıda yazdığım karbonik asit neyi etkiliyordu, hangi malzemeyi çözüyordu? Kireçtaşını...   Peki kireç taşının özellikleri ne, nerelerde kullanılır…? * Kirecin hammaddesidir, * Mermerlerin yapıcı taşlarıdır, * Çimentonun keşfinden sonra çimento üretiminde ana hammadde olarak 60 oranında kullanılmaktadır. * İlk insandan günümüze kadar birçok yapının yapımında kullanılan bir maddedir.   Yani hayatımızın önemli bir unsurudur. Betonun bağlayıcısı çimentonun ana hammaddesidir. İnsanlık tarihinde pek çok şekilde hayatımızda yer almış neredeyse vazgeçilmez bir materyaldir.   Yeraltı suyunun, insanoğlunun bile içinde tutamadığı karbondioksit ile birleşmesi sonucu oluşturduğu asit, bu kadar hayatımızda yer alan bir malzemeyi eritiyor.     Üstelik sadece bu materyalin yok olmasına değil, bu erimeyle oluşan boşluk neticesinde, yeryüzünün çökmesine neden oluyor...   Yer kabuğundaki bu çökme de üzerinde yaşayanlar için çok büyük bir tehlike oluşturuyor. O bölgede yaşayanlar yerlerinden yurtlarından, emin olamadıkları için ayrılmak zorunda kalıyorlar.   O topraklar ve kültürleri kayıyor, yok oluyor...   .............   Bir medeniyetin var olabilmesi için mensubu (üyesi) insanları birbirine bağlayan harcının sağlam olması gerekli.     Bu harçlar, toplumuna göre değişik materyallerden oluşabilir. Bazı toplumları, kültürleri bağlayan harç; din olmuştur, kimisini de milliyet, ırk gibi kavramlar bir arada tutmuştur.   Türkiye Cumhuriyeti'ne baktığımızda; yüzyıllarca sömürülmüş, üzerinden ekmek yenmiş, neredeyse hükümranlık sebebi haline getirilmiş olan inanç konusu (özellikle İslam dini) artık bu zulmümden kurtulup, her bireyin özgürce kabul ettiği ve ulaştığı bir yol olarak, bağlayıcı kimliğinden kurtulması gerekliydi...   Bu nedenle, topluma yeni bir bağlaç olarak, mevcut olan hegemonyadan kurtulmaları için, eğitim, bilgi ve ilim yolu aşılandı...   Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını bağlayan materyalin suyu ilim ise bağlayanı da bu topraklarda var olmak, millet olmaktı.   Binyıllardır Anadolu'da bir millet olmak hep çok kültürlükten, çok inançlılıktan geçmiştir. Tarih kitapları hepsini detaylarıyla anlatır.     Atamız ise bu topraklarda yaşayanlara “Türk Milleti” denir diyerek, ümmetten bir ulus çıkartmak adına, bağımızı ve varlığımızı ortaya koymuştur.   Eğer bu bağı, başka kavramlarla (örneğin; din gibi, ümmetçilik gibi, ...) karıştırırsanız, aynı kireçtaşının çözülmesi gibi, bizleri eritmiş, ayırmış, ayrıştırmış olursunuz. Bağ giderse, oluşan boşlukla bu topraklar çöker. Geriye sadece büyük bir boşluk kalır dostlar. İnanın sadece bir boşluk...   Toplumumuzda bir obruk oluşmamasının garantisi ise geleceğimizi emanet ettiğimiz, ilim yolunu kendilerine rehber edinmiş olan öğretmenlerimizdir.   Değerli öğretmenlerimizin “Öğretmenler Günü” nü kutlarken, üzerimizde emeği bulunan ve hayatta olanlara selamet, aramızdan ayrılanlara rahmet dilerim. Görevde olan Türk Milleti öğretmenlerinin de uzaktan veya yakından, her ortamda başarılı olacaklarına eminim.   Şimdi bir alıntı ile yazıma son veriyorum. Bu alıntı; Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 1929'da kaleme aldığı ve Prof. Dr. A. Afetinan tarafından derlenmiş olan 1931 yılında ortaokul ve liselerde ders kitabı olarak okutulmaya başlanan “Medeni Bilgiler” kitabından, Millet başlıklı yazılarındandır.   “Millet   Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye Halkına Türk milleti denir.   .........   Bugünkü Türk milletine bir resim tablosuna Bakar gibi bakalım ve şimdiye kadar edindiğimiz bilgilerin yardımıyla düşünelim! Bu tabloda neler görüyorsak, bu tablo bize neler hatırlatıyorsa, onları, birer birer söyleyelim:   - Türk milleti, halk idaresi olan cumhuriyetle idare olunur bir devlettir. - Türk milleti laiktir. Her reşit, dinini intihapta (seçmekte) serbesttir. - Türk milletinin dili Türkçedir.   .............   - Türk milleti Asya'nın garbında (batısında) ve Avrupa'nın şarkında (doğusunda) olmak üzere kara ve deniz sınırlariyle ayırt edilmiş, dünyaca tanınmış büyük bir yurtta yaşar.   ..............   - Türk milletinin her kişisi, birtakım farklarla ve fakat umumi surette birbirine benzer. Bazı yapılış farklarını ise tabii bulmak lazımdır. Çünkü, Sibirya steplerinden başlayarak Mısır veya Irak çöllerinden başlayan malum tarihten evvel Orta Asya, Rusya, Kafkaslar, Anadolu, dünkü ve bugünkü Yunanistan, Girit, aromalılardan evvel Orta İtalya, velhasıl Bahrisefit (Akdeniz) sahiline kadar yayılmış ve yerleşmiş ve bu başka başka iklimlerin tesiri altında, başka başka cinslerle binlerce sene yaşamış, kaynaşmış bu kadar eski ve bu kadar büyük bir insan cemiyetinin bugünkü çocuklarının tamamı tamamına birbirlerine benzemeleri mümkün müdür?...........Türk kavmini yalnız bir noktada, iklimi aynı dar bir mıntıkada (çevrede) belirmiş zannetmek doğru değildir. Türk kavmi yukarıda söylediğimiz gibi, çok büyük bir sahada vücut bulmuş (oluşmuş) ailelerin birleşerek Sop (Klan) ve Sopların birleşerek Boy (Kabile) ve Boyların birleşerek Öz (Aşiret) ve Özlerin birleşerek siyasi bir cemiyet (toplum) olan El (Şehir) ve en nihayet Ellerin bir merkezde birleşmeleriyle büyük bir camia (topluluk) vücuda getirmişlerdir.     ............   - Bu son sözlerden anlaşılıyor ki, Türk milletini yapan insanların tarihleri birdir.   - Türk milletinin müşterek (ortak) görünen bir hali daha vardır. ............ Mükemmel bir millette, milli ahlakıyyet icapları (ahlaklı olma gerekleri), o millet efradı (bireyleri) tarafından adeta bişuurane (şuursuzca, düşünmeden) vicdani ve hissi bir saikle (iç güdüyle) yapılır. En büyük milli his, milli heyecan işte budur.   - Millet analarının, millet babalarının, millet hocalarının ve millet büyüklerinin; evde, mektepte (okulda), orduda, fabrikada, her yerde ve her işte millet çocuklarına, milletin her ferdine bıkmaksızın ve mütemadiyen (sürekli) verecekleri milli terbiyenin gayesi (amacı). İşte bu yüksek milli hissi sağlamlaştırmak olmalıdır.............”   Kalın sağlıcakla...

Obruk...

Yer altı suyunun, karbondioksit ile birleşimi sonucu karbonik asit oluşur. Bu karbonik asit kireç taşının yoğun olduğu toprakları zamanla çözerek yer altında mağaralar oluşmasına neden olur, bir müddet sonra mağaranın üstünde bulunan toprak çöker işte bu çökme sonucu oluşan derin çukurlara obruk denir.

 

Merak etmeyin bu hafta teknik bir konuda yazmıyorum. Ama düşüncelerimi anlatmak, akıllarda kalmasını sağlamak için bazı örneklemeler yapmalıyım.

 

Peki şu yukarıda yazdığım karbonik asit neyi etkiliyordu, hangi malzemeyi çözüyordu? Kireçtaşını...

 

Peki kireç taşının özellikleri ne, nerelerde kullanılır…?

* Kirecin hammaddesidir,
* Mermerlerin yapıcı taşlarıdır,
* Çimentonun keşfinden sonra çimento üretiminde ana hammadde olarak 60 oranında kullanılmaktadır.
* İlk insandan günümüze kadar birçok yapının yapımında kullanılan bir maddedir.

 

Yani hayatımızın önemli bir unsurudur. Betonun bağlayıcısı çimentonun ana hammaddesidir. İnsanlık tarihinde pek çok şekilde hayatımızda yer almış neredeyse vazgeçilmez bir materyaldir.

 

Yeraltı suyunun, insanoğlunun bile içinde tutamadığı karbondioksit ile birleşmesi sonucu oluşturduğu asit, bu kadar hayatımızda yer alan bir malzemeyi eritiyor.  

 

Üstelik sadece bu materyalin yok olmasına değil, bu erimeyle oluşan boşluk neticesinde, yeryüzünün çökmesine neden oluyor...

 

Yer kabuğundaki bu çökme de üzerinde yaşayanlar için çok büyük bir tehlike oluşturuyor. O bölgede yaşayanlar yerlerinden yurtlarından, emin olamadıkları için ayrılmak zorunda kalıyorlar.

 

O topraklar ve kültürleri kayıyor, yok oluyor...

 

.............

 

Bir medeniyetin var olabilmesi için mensubu (üyesi) insanları birbirine bağlayan harcının sağlam olması gerekli.  

 

Bu harçlar, toplumuna göre değişik materyallerden oluşabilir. Bazı toplumları, kültürleri bağlayan harç; din olmuştur, kimisini de milliyet, ırk gibi kavramlar bir arada tutmuştur.

 

Türkiye Cumhuriyeti'ne baktığımızda; yüzyıllarca sömürülmüş, üzerinden ekmek yenmiş, neredeyse hükümranlık sebebi haline getirilmiş olan inanç konusu (özellikle İslam dini) artık bu zulmümden kurtulup, her bireyin özgürce kabul ettiği ve ulaştığı bir yol olarak, bağlayıcı kimliğinden kurtulması gerekliydi...

 

Bu nedenle, topluma yeni bir bağlaç olarak, mevcut olan hegemonyadan kurtulmaları için, eğitim, bilgi ve ilim yolu aşılandı...

 

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını bağlayan materyalin suyu ilim ise bağlayanı da bu topraklarda var olmak, millet olmaktı.

 

Binyıllardır Anadolu'da bir millet olmak hep çok kültürlükten, çok inançlılıktan geçmiştir. Tarih kitapları hepsini detaylarıyla anlatır.  

 

Atamız ise bu topraklarda yaşayanlara “Türk Milleti” denir diyerek, ümmetten bir ulus çıkartmak adına, bağımızı ve varlığımızı ortaya koymuştur.

 

Eğer bu bağı, başka kavramlarla (örneğin; din gibi, ümmetçilik gibi, ...) karıştırırsanız, aynı kireçtaşının çözülmesi gibi, bizleri eritmiş, ayırmış, ayrıştırmış olursunuz. Bağ giderse, oluşan boşlukla bu topraklar çöker. Geriye sadece büyük bir boşluk kalır dostlar. İnanın sadece bir boşluk...

 

Toplumumuzda bir obruk oluşmamasının garantisi ise geleceğimizi emanet ettiğimiz, ilim yolunu kendilerine rehber edinmiş olan öğretmenlerimizdir.

 

Değerli öğretmenlerimizin “Öğretmenler Günü” nü kutlarken, üzerimizde emeği bulunan ve hayatta olanlara selamet, aramızdan ayrılanlara rahmet dilerim. Görevde olan Türk Milleti öğretmenlerinin de uzaktan veya yakından, her ortamda başarılı olacaklarına eminim.

 

Şimdi bir alıntı ile yazıma son veriyorum. Bu alıntı; Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 1929'da kaleme aldığı ve Prof. Dr. A. Afetinan tarafından derlenmiş olan 1931 yılında ortaokul ve liselerde ders kitabı olarak okutulmaya başlanan “Medeni Bilgiler” kitabından, Millet başlıklı yazılarındandır.

 

“Millet

 

Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye Halkına Türk milleti denir.
 

.........
 

Bugünkü Türk milletine bir resim tablosuna Bakar gibi bakalım ve şimdiye kadar edindiğimiz bilgilerin yardımıyla düşünelim! Bu tabloda neler görüyorsak, bu tablo bize neler hatırlatıyorsa, onları, birer birer söyleyelim:
 

- Türk milleti, halk idaresi olan cumhuriyetle idare olunur bir devlettir.
- Türk milleti laiktir. Her reşit, dinini intihapta (seçmekte) serbesttir.
- Türk milletinin dili Türkçedir.

 

.............
 

- Türk milleti Asya'nın garbında (batısında) ve Avrupa'nın şarkında (doğusunda) olmak üzere kara ve deniz sınırlariyle ayırt edilmiş, dünyaca tanınmış büyük bir yurtta yaşar.
 

..............
 

- Türk milletinin her kişisi, birtakım farklarla ve fakat umumi surette birbirine benzer. Bazı yapılış farklarını ise tabii bulmak lazımdır. Çünkü, Sibirya steplerinden başlayarak Mısır veya Irak çöllerinden başlayan malum tarihten evvel Orta Asya, Rusya, Kafkaslar, Anadolu, dünkü ve bugünkü Yunanistan, Girit, aromalılardan evvel Orta İtalya, velhasıl Bahrisefit (Akdeniz) sahiline kadar yayılmış ve yerleşmiş ve bu başka başka iklimlerin tesiri altında, başka başka cinslerle binlerce sene yaşamış, kaynaşmış bu kadar eski ve bu kadar büyük bir insan cemiyetinin bugünkü çocuklarının tamamı tamamına birbirlerine benzemeleri mümkün müdür?...........Türk kavmini yalnız bir noktada, iklimi aynı dar bir mıntıkada (çevrede) belirmiş zannetmek doğru değildir. Türk kavmi yukarıda söylediğimiz gibi, çok büyük bir sahada vücut bulmuş (oluşmuş) ailelerin birleşerek Sop (Klan) ve Sopların birleşerek Boy (Kabile) ve Boyların birleşerek Öz (Aşiret) ve Özlerin birleşerek siyasi bir cemiyet (toplum) olan El (Şehir) ve en nihayet Ellerin bir merkezde birleşmeleriyle büyük bir camia (topluluk) vücuda getirmişlerdir.  
 

............
 

- Bu son sözlerden anlaşılıyor ki, Türk milletini yapan insanların tarihleri birdir.
 

- Türk milletinin müşterek (ortak) görünen bir hali daha vardır. ............ Mükemmel bir millette, milli ahlakıyyet icapları (ahlaklı olma gerekleri), o millet efradı (bireyleri) tarafından adeta bişuurane (şuursuzca, düşünmeden) vicdani ve hissi bir saikle (iç güdüyle) yapılır. En büyük milli his, milli heyecan işte budur.
 

- Millet analarının, millet babalarının, millet hocalarının ve millet büyüklerinin; evde, mektepte (okulda), orduda, fabrikada, her yerde ve her işte millet çocuklarına, milletin her ferdine bıkmaksızın ve mütemadiyen (sürekli) verecekleri milli terbiyenin gayesi (amacı). İşte bu yüksek milli hissi sağlamlaştırmak olmalıdır.............”

 

Kalın sağlıcakla...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve telgrafgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.