İsa ÖZTÜRK
Köşe Yazarı
İsa ÖZTÜRK
 

BUKALEMUN

                                                                                                                                             BUKALEMUN                                                                                            Cuma günlerini seviyorum ; Küçük dağları ben yarattım diye gurur ve kibirle gezenler pek bir mütevazi, hayatı yalan dolan olanlar Doğrucu Davut, dünya malına tamah edip kul hakkı yiyenler, hırsla daha fazla para kazanmak için her türlü dolabı çevirenler pek bir kanaatkar, torpille oraya buraya adam yerleştirip liyakatli olanları görmezden gelenler pek bir adil, her tarafı ayrı ayrı oynayanlar, menfaat için herkesin önünde eğilip, her türlü numarayı çekenler "elif gibi dimdik" oluyorlar.. (Bu sözlerimle gerçekten bu konularda hassas, dinimizin hem ibadetle ilgili hem de ahlaki emirlerini uygulayan kişileri tenzih ediyorum.)   Sosyal medyada herkes ehl-i Müslim ama gerçek hayata bakıyoruz, tam bir tezat.. Söylediklerimizle yaptıklarımız hiç birbirini tutmuyor.   Televizyon kanallarında bilhassa Ramazan ayı boyunca yapılan dini programlarda sorulan sorular da durumumuzun içler acısı halini anlatacak durumda ;   - İnternetten Kabe tavaf edilir mi? - Hollanda’da oruç vakti uzun sürüyor Türkiye’de tutabilir miyim? - Göz damlası orucu bozar mı? - Bedduanın tuttuğu belli bir saat var mı? - Bir gelinin kayınvalidesine bakma zorunluluğu var mı? (Hem İslami hem de İnsani olarak var) - Kayınvalide damadının evinde ölürse cenazesinin bacadan çıkartılması gerekiyormuş, doğru mu? (Gerçekten soruldu bu, ama icrasını hiç görmedim.) - Evlendikten sonra balayına Hacca gidilir mi? - Lens takmak orucu bozar mı? - Hatmi indirip birine bağışladıktan sonra o kişiyle aramız bozulursa bağışladığımız hatmi geri alabilir miyiz? - Çarşamba günü çocuk yıkamanın günah olduğu söyleniyor, doğru mu? (Temizlik imandandır diyerek hem bedeni hem de manevi temizliği buyuran bir dinde nasıl günah olabilir?)   Her iki lafından birisi “Hakkını helal et” olan insana sorulan “Yeni eve taşındım, kombide önceki kiracıdan kalan 200 TL’lık gaz var. Ne yapayım” sorusuna o kişinin “Aman, boş ver hiç sesini çıkarma” dediğine şahit oldum ben..   İslam’ın şartlarına ya da saçma sapan hurafelere odaklanırken imanımızın durumunu gözden kaçırıyoruz galiba? Asıl sorunumuz şu zannımca ; meselenin özünü algılamadan detayları  ön plana çıkarmak, iman ve İslam’ı  sadece basit şekil ve görüntülerden ibaret zannetmek,  gayeyi kavramadan gereksiz detaylarla oyalanmak,  gayeyi anlayıp amaca ulaşmak için birleşmek yerine farklı şekillerde bölünmek,  kendimize bir şekilde “Dindar” etiketi yapıştırmak..Bu etiketle  herkesi kandırabilmek mümkün tabi ki ama her şeyi gören, gözeten, bize şahdamarımızdan bile yakın olan Yüce Allah (CC)’ı kandırmak mümkün mü? Haşa, tabi ki mümkün değil.. Aslolan sağlıklı bir imana sahip olmaktır. Allah’ın buyruklarını hafife almadan, inkar etmeden, şeksiz ve şüphesiz kabul etmek en doğrusudur. İmanımızın bozulmasına asla meydan vermemek, son nefese kadar onu muhafaza etmeye gayret etmek izleyeceğimiz en doğru yol olacaktır. Dini sadece abdest, namaz, oruç olarak algılayan, bunun yanında Allah (C.C)’ in emir ve yasaklarındaki hikmeti ve emrederken kulunda görmek istediği hedefleri idrakten aciz, abdesti bozan şeyler kadar, imanı bozan şeylere önem vermeyen Müslümanların durumlarını öğretmek için Tapduk Emre sohbetinde Yunus Emre’ye;  “Anlatırlar amma sanılmaya ki din budur! İmdi öyle bir hale getirdiler ki bu işi, sanki bu din abdestin nice alınacağından, orucu, namazı neyin bozacağından başka bir şey değildir.. Oruç dediğin, abdest dediğin, namaz dediğin, iman var ise var azizim.. Hele sen şu imanı bozan şeylerden bahset bize de abdestimiz tuta!! Anlat hele Yunus’um; orucu nelerin bozduğunu ezber çokta zor değil. Sen asıl imanı bozan haller neler ola? Onu anlat hele! Kul hakkı yemek, Emeği hiçe saymak, İşi ehline vermemek, Adam kayırmak, İşine ve tartısına hile karıştırmak, Hırsa kapılmak, Zayıf bulunca zulmetmek, Büyük görünce dalkavukluk etmek, Topluluk içine fitne sokmak, Bölüştürmek değil bölücülük yapmak, Dostunu dahi kıskanmak, Yalan söylemek, Buğz beslemek.   İşte böyle şimdi bu işler. Bin bir türlü günahı salıveririz, aman ha abdesti bozan haller.... Onun nice alınacağı belli, çaresi ilacı belli. Namazı, orucu kaçıranın da ilacı belli.. De hele o vakit; İmanı bozan nice nice günahın ilacı ne o vakit. Buna reçete ne ola? Nerden buluruz günahın reçetesini, Hangi hekimdedir? Büyük Velilerden Beyazıd'ı  Bestami Hazretleri bir gün müritleriyle gezinti sırasında yolları bir veli yurduna gelir. Ayak üstü hekimlerle sohbet ederken, bir hekim ruhi hastalıklar çareleri ve hangi hastalığa hangi ilacın iyi geleceği hakkında bilgi verir. Gönüller sultanı bu bilgilerden sonra hekime şöyle bir soru sorar: ''Hekim efendi''der. ''Siz bütün hastalıkların ilaçlarını saydınız'' ''Peki günah hastalığının ilacı ne ola ki?'' Kısa bir sessizlikten sonra orada bulunan deli velilerden biri hekim diliyle deyin ki, akıl hastalarından biri edep ile müsaade isteyerek söze girer. ''Erenler müsaade eder ise bu ilacı ben söyleyeyim mi?'' Beyazıt-ı Bestami bu samimi teklif karşısında müsaade eder.Hekimler de can kulağı ile hastalarını dinlemektedirler. ''Günah hastalığının ilacı şudur ki;Tövbe kökünü istiğfar yaprağıyla karıştırıp, gönül havanına koyduktan sonra tevhid tokmağıyla döveceksin'' ''İnsaf eleğinden eledikten sonra, gözyaşı ile hamur edip, aşk ateşinde pişireceksin'' ''Muhabbet balından da birazcık karıştırıp, sabah akşam kanaat kaşığı ile azar azar yiyeceksin'' Bu güzel ilacı öğrenen Beyazıt Hazretleri; '' Hey gidi dünya hey! Demek seni de beni dahi buraya getirmişler'' deyip oradan ayrılır. Bu ilaç halen günah hastası olanlara tavsiye edilmeye değer bir ilaçtır. Bu terkip hala devam etmektedir. “Doğru itikada sahip olup haramlardan kaçan ve ibadetleri yapan kimse, iman ile ölür.” Bukalemun gibi kılıktan kılığa, renkten renge girmenin  anlamı yok. Mevlana’nın dediği gibi “Ya göründüğümüz gibi olacağız, ya da olduğumuz gibi görüneceğiz” Sağlıkla kalın..  

BUKALEMUN

                                                                                                                                             BUKALEMUN                                                                                           

Cuma günlerini seviyorum ; Küçük dağları ben yarattım diye gurur ve kibirle gezenler pek bir mütevazi, hayatı yalan dolan olanlar Doğrucu Davut, dünya malına tamah edip kul hakkı yiyenler, hırsla daha fazla para kazanmak için her türlü dolabı çevirenler pek bir kanaatkar, torpille oraya buraya adam yerleştirip liyakatli olanları görmezden gelenler pek bir adil, her tarafı ayrı ayrı oynayanlar, menfaat için herkesin önünde eğilip, her türlü numarayı çekenler "elif gibi dimdik" oluyorlar.. (Bu sözlerimle gerçekten bu konularda hassas, dinimizin hem ibadetle ilgili hem de ahlaki emirlerini uygulayan kişileri tenzih ediyorum.)

 

Sosyal medyada herkes ehl-i Müslim ama gerçek hayata bakıyoruz, tam bir tezat..

Söylediklerimizle yaptıklarımız hiç birbirini tutmuyor.

 

Televizyon kanallarında bilhassa Ramazan ayı boyunca yapılan dini programlarda sorulan sorular da durumumuzun içler acısı halini anlatacak durumda ;

 

- İnternetten Kabe tavaf edilir mi?

- Hollanda’da oruç vakti uzun sürüyor Türkiye’de tutabilir miyim?

- Göz damlası orucu bozar mı?

- Bedduanın tuttuğu belli bir saat var mı?

- Bir gelinin kayınvalidesine bakma zorunluluğu var mı? (Hem İslami hem de İnsani olarak var)

- Kayınvalide damadının evinde ölürse cenazesinin bacadan çıkartılması gerekiyormuş, doğru mu? (Gerçekten soruldu bu, ama icrasını hiç görmedim.)

- Evlendikten sonra balayına Hacca gidilir mi?

- Lens takmak orucu bozar mı?

- Hatmi indirip birine bağışladıktan sonra o kişiyle aramız bozulursa bağışladığımız hatmi geri alabilir miyiz?

- Çarşamba günü çocuk yıkamanın günah olduğu söyleniyor, doğru mu? (Temizlik imandandır diyerek hem bedeni hem de manevi temizliği buyuran bir dinde nasıl günah olabilir?)

 

Her iki lafından birisi “Hakkını helal et” olan insana sorulan “Yeni eve taşındım, kombide önceki kiracıdan kalan 200 TL’lık gaz var. Ne yapayım” sorusuna o kişinin “Aman, boş ver hiç sesini çıkarma” dediğine şahit oldum ben..

 

İslam’ın şartlarına ya da saçma sapan hurafelere odaklanırken imanımızın durumunu gözden kaçırıyoruz galiba?

Asıl sorunumuz şu zannımca ; meselenin özünü algılamadan detayları  ön plana çıkarmak, iman ve İslam’ı  sadece basit şekil ve görüntülerden ibaret zannetmek,  gayeyi kavramadan gereksiz detaylarla oyalanmak,  gayeyi anlayıp amaca ulaşmak için birleşmek yerine farklı şekillerde bölünmek,  kendimize bir şekilde “Dindar” etiketi yapıştırmak..Bu etiketle  herkesi kandırabilmek mümkün tabi ki ama her şeyi gören, gözeten, bize şahdamarımızdan bile yakın olan Yüce Allah (CC)’ı kandırmak mümkün mü? Haşa, tabi ki mümkün değil..

Aslolan sağlıklı bir imana sahip olmaktır. Allah’ın buyruklarını hafife almadan, inkar etmeden, şeksiz ve şüphesiz kabul etmek en doğrusudur. İmanımızın bozulmasına asla meydan vermemek, son nefese kadar onu muhafaza etmeye gayret etmek izleyeceğimiz en doğru yol olacaktır.

Dini sadece abdest, namaz, oruç olarak algılayan, bunun yanında Allah (C.C)’ in emir ve yasaklarındaki hikmeti ve emrederken kulunda görmek istediği hedefleri idrakten aciz, abdesti bozan şeyler kadar, imanı bozan şeylere önem vermeyen Müslümanların durumlarını öğretmek için Tapduk Emre sohbetinde Yunus Emre’ye;

 “Anlatırlar amma sanılmaya ki din budur!

İmdi öyle bir hale getirdiler ki bu işi, sanki bu din abdestin nice alınacağından, orucu, namazı neyin bozacağından başka bir şey değildir..
Oruç dediğin, abdest dediğin, namaz dediğin, iman var ise var azizim..
Hele sen şu imanı bozan şeylerden bahset bize de abdestimiz tuta!!
Anlat hele Yunus’um; orucu nelerin bozduğunu ezber çokta zor değil. Sen asıl imanı bozan haller neler ola? Onu anlat hele!


Kul hakkı yemek, Emeği hiçe saymak, İşi ehline vermemek,
Adam kayırmak, İşine ve tartısına hile karıştırmak, Hırsa kapılmak, Zayıf bulunca zulmetmek, Büyük görünce dalkavukluk etmek, Topluluk içine fitne sokmak, Bölüştürmek değil bölücülük yapmak, Dostunu dahi kıskanmak, Yalan söylemek, Buğz beslemek.
 

İşte böyle şimdi bu işler. Bin bir türlü günahı salıveririz, aman ha abdesti bozan haller....
Onun nice alınacağı belli, çaresi ilacı belli. Namazı, orucu kaçıranın da ilacı belli..
De hele o vakit; İmanı bozan nice nice günahın ilacı ne o vakit. Buna reçete ne ola? Nerden buluruz günahın reçetesini,
Hangi hekimdedir?
Büyük Velilerden Beyazıd'ı  Bestami Hazretleri bir gün müritleriyle gezinti sırasında yolları bir veli yurduna gelir. Ayak üstü hekimlerle sohbet ederken, bir hekim ruhi hastalıklar çareleri ve hangi hastalığa hangi ilacın iyi geleceği hakkında bilgi verir. Gönüller sultanı bu bilgilerden sonra hekime şöyle bir soru sorar: ''Hekim efendi''der. ''Siz bütün hastalıkların ilaçlarını saydınız'' ''Peki günah hastalığının ilacı ne ola ki?''
Kısa bir sessizlikten sonra orada bulunan deli velilerden biri hekim diliyle deyin ki, akıl hastalarından biri edep ile müsaade isteyerek söze girer. ''Erenler müsaade eder ise bu ilacı ben söyleyeyim mi?''
Beyazıt-ı Bestami bu samimi teklif karşısında müsaade eder.Hekimler de can kulağı ile hastalarını dinlemektedirler.
''Günah hastalığının ilacı şudur ki;Tövbe kökünü istiğfar yaprağıyla karıştırıp, gönül havanına koyduktan sonra tevhid tokmağıyla döveceksin''
''İnsaf eleğinden eledikten sonra, gözyaşı ile hamur edip, aşk ateşinde pişireceksin''
''Muhabbet balından da birazcık karıştırıp, sabah akşam kanaat kaşığı ile azar azar yiyeceksin''

Bu güzel ilacı öğrenen Beyazıt Hazretleri; '' Hey gidi dünya hey!
Demek seni de beni dahi buraya getirmişler'' deyip oradan ayrılır.

Bu ilaç halen günah hastası olanlara tavsiye edilmeye değer bir ilaçtır.

Bu terkip hala devam etmektedir.

“Doğru itikada sahip olup haramlardan kaçan ve ibadetleri yapan kimse, iman ile ölür.”

Bukalemun gibi kılıktan kılığa, renkten renge girmenin  anlamı yok. Mevlana’nın dediği gibi “Ya göründüğümüz gibi olacağız, ya da olduğumuz gibi görüneceğiz”

Sağlıkla kalın..

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve telgrafgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Yazıları

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.