Eda EĞMİR YÜCEER
Köşe Yazarı
Eda EĞMİR YÜCEER
 

Savunmayı Savunmak

Belki bir haberde rast geldiniz çok da önemsemediniz belki de okumakta olduğunuz bu yazıyı yahut sevgili arkadaşım, meslektaşım Avukat Emel Karagöz Altınsoy’un bugünkü yazısını okuyana dek hiç haberiniz olmadı. Takip edenleriniz bıkmış da olabilir feryat figanımızdan. Ah bu avukatlar, bu baro başkanları ne alıp veremedikleri varsa “Savunma Susmadı Susmayacak” diyerek Ankara’ya yürüyorlar, sabahlıyorlar, birlik başkanlarına arkalarını dönerek çığlık çığlığa protesto edecek kadar abartıyorlar bu çoklu baro mevzusunu.    Ama durum vahim, durum o kadar vahim ki bağımsız yargıya, hukuka, adalete  inancın sorgulandığı zamanlarda dahi, tüm olumsuzluklara rağmen her davasında tam bağımsız hukuk devletine inancını kaybetmeden mesleğini icra etmeye çalışan avukatların, adaletin son kalesinin devrilmesidir çünkü çoklu baro.   Çünkü avukatların bu defa çok canları yanıyor. Çünkü bu defa savunmayı savunmak zorundalar. Çünkü bu defa savundukları tek bir müvekkilin hakkı değil; savunmaya zorlandıkları sayısız müvekkilin hakkını korumak üzere ettikleri yemin, her bir avukat için olmazsa olmaz meslek onurları, hiç kimseye bağlı olmadan yapmak zorunda olduklarını bildikleri meslekleri.    Bakın hiç kimseye bağlı olmadan yapmak istedikleri, hiç kimseye bağlı olmadan yapmayı tercih ettikleri demiyorum; MESLEK YEMİNLERİ HARİCİNDE HİÇ KİMSEYE BAĞLI OLMADAN YAPMAYA ZORUNLU OLDUKLARI meslekleri için feryat ediyorlar.   Neden feryat ediyorlar bir de ben anlatayım çünkü bu kısım sadece bu mesleği onuruyla, vicdanıyla, mesleğe başlarken ettiği yemin* doğrultusunda icra etmeye çalışan avukatları değil bir gün derdini bir karakol sandalyesinde, bir savcı odasında ya da bir mahkeme salonunda anlatmak zorunda kalabilecek her bir bireyi, her birimizi ilgilendiriyor.    Bizler avukatlık büromuzun bulunduğu ildeki baroya üye olur ve mesleki gücümüzü bağımsızlığımızdan ve bu bağımsızlığımızın teminatı olan barolarımızdan alırız. Bütün dünyada da bu böyledir; çoklu baro sistemi diye bir sistem dünya üzerinde duyulmuş, görülmüş, uygulanmış değildir çünkü yargının üç sac ayağından biri olan, adaletin tesisinde vatandaşın hakkını savunmakla, korumakla yükümlü avukatlık mesleğinin rengi, dini, dili, mezhebi, aşireti, tarikatı, partisi olmaz, olamaz.   Türkiye Cumhuriyetinde her bir il merkezinde bir baro bulunur; her bir baro, meslek için çalışır; sadece ve sadece meslek için çalışmak zorundadır.   Fakülteye başladığım sene aldığım ilk “kalın” kitabım; hukuk sözlüğünde Ejder Hoca “Baro”yu şöyle tanımlar; “Baro, Avukatlık Yasasında yazılı kurallar uyarınca meslek hizmetlerini görmek, mesleki erdemlilik ve dayanışmayı korumak, avukatlığın genel yararlara uygun olarak gelişmesini sağlamak amacıyla kurulan, tüzel kişiliğe sahip, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır; barolar yasada belirtilenler dışında herhangi bir işle uğraşamazlar; bölgesi içinde en az on beş avukat bulunan her il merkezinde bir baro kurulur.**”   Çoklu baro; avukatların ayrıştırılması, etiketlenmesi, fişlenmesi, güçsüzleştirilmesidir.  Çoklu baro, avukatın sesinin kısılmasıdır.  Vatandaşı, avukatını şuncu buncu diye seçmek zorunda bırakmaktır çoklu baro. Avukatın, avukatlık yemininin ötesinde bir şeyci olmasının beklenmesidir çoklu baro. Ve o bir şeyci istenilmeyen, tasvip edilmeyen, sevilmeyen bir şeyci ise o avukatın etiketlenmesi daha da ötesinde fişlenmesidir. Adaletin boynuna geçirilmiş yağlı bir ilmektir çoklu baro.    Avukatın mesleki yetkinliği, azmi, yeminine olan bağlılığı değil hangi etiketi seçtiği ve o etikete ettiği biat ölçüsünde avukatlığının değerlendirileceği günlerdir gelecek günler.   Türkiye Cumhuriyeti tarihinde avukatlar daha önce hiç bir zaman mesleklerini, savunmayı savunmak zorunda bırakılmamışlardı. Karakolda, savcılıkta, mahkemede hakkınızı arayan avukatların hak çığlığının yerini bulması ve bu karanlık günlerden bir an evvel aydınlığa kavuşmak ümidiyle...   (*Avukatlık Yemini; Hukuka, ahlaka, mesleğin onuruna ve kurallarına uygun davranacağıma namusum ve vicdanım üzerine andiçerim.)   (**Prof. Dr. Ejder Yılmaz,  Hukuk Sözlüğü, Yetkin Hukuk Yayınları, 1996, Genişletilmiş 5. Baskı, sayfa 106)

Savunmayı Savunmak

Belki bir haberde rast geldiniz çok da önemsemediniz belki de okumakta olduğunuz bu yazıyı yahut sevgili arkadaşım, meslektaşım Avukat Emel Karagöz Altınsoy’un bugünkü yazısını okuyana dek hiç haberiniz olmadı. Takip edenleriniz bıkmış da olabilir feryat figanımızdan. Ah bu avukatlar, bu baro başkanları ne alıp veremedikleri varsa “Savunma Susmadı Susmayacak” diyerek Ankara’ya yürüyorlar, sabahlıyorlar, birlik başkanlarına arkalarını dönerek çığlık çığlığa protesto edecek kadar abartıyorlar bu çoklu baro mevzusunu. 

 

Ama durum vahim, durum o kadar vahim ki bağımsız yargıya, hukuka, adalete  inancın sorgulandığı zamanlarda dahi, tüm olumsuzluklara rağmen her davasında tam bağımsız hukuk devletine inancını kaybetmeden mesleğini icra etmeye çalışan avukatların, adaletin son kalesinin devrilmesidir çünkü çoklu baro.

 

Çünkü avukatların bu defa çok canları yanıyor. Çünkü bu defa savunmayı savunmak zorundalar. Çünkü bu defa savundukları tek bir müvekkilin hakkı değil; savunmaya zorlandıkları sayısız müvekkilin hakkını korumak üzere ettikleri yemin, her bir avukat için olmazsa olmaz meslek onurları, hiç kimseye bağlı olmadan yapmak zorunda olduklarını bildikleri meslekleri. 

 

Bakın hiç kimseye bağlı olmadan yapmak istedikleri, hiç kimseye bağlı olmadan yapmayı tercih ettikleri demiyorum; MESLEK YEMİNLERİ HARİCİNDE HİÇ KİMSEYE BAĞLI OLMADAN YAPMAYA ZORUNLU OLDUKLARI meslekleri için feryat ediyorlar.

 

Neden feryat ediyorlar bir de ben anlatayım çünkü bu kısım sadece bu mesleği onuruyla, vicdanıyla, mesleğe başlarken ettiği yemin* doğrultusunda icra etmeye çalışan avukatları değil bir gün derdini bir karakol sandalyesinde, bir savcı odasında ya da bir mahkeme salonunda anlatmak zorunda kalabilecek her bir bireyi, her birimizi ilgilendiriyor. 

 

Bizler avukatlık büromuzun bulunduğu ildeki baroya üye olur ve mesleki gücümüzü bağımsızlığımızdan ve bu bağımsızlığımızın teminatı olan barolarımızdan alırız. Bütün dünyada da bu böyledir; çoklu baro sistemi diye bir sistem dünya üzerinde duyulmuş, görülmüş, uygulanmış değildir çünkü yargının üç sac ayağından biri olan, adaletin tesisinde vatandaşın hakkını savunmakla, korumakla yükümlü avukatlık mesleğinin rengi, dini, dili, mezhebi, aşireti, tarikatı, partisi olmaz, olamaz.

 

Türkiye Cumhuriyetinde her bir il merkezinde bir baro bulunur; her bir baro, meslek için çalışır; sadece ve sadece meslek için çalışmak zorundadır.

 

Fakülteye başladığım sene aldığım ilk “kalın” kitabım; hukuk sözlüğünde Ejder Hoca “Baro”yu şöyle tanımlar; “Baro, Avukatlık Yasasında yazılı kurallar uyarınca meslek hizmetlerini görmek, mesleki erdemlilik ve dayanışmayı korumak, avukatlığın genel yararlara uygun olarak gelişmesini sağlamak amacıyla kurulan, tüzel kişiliğe sahip, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır; barolar yasada belirtilenler dışında herhangi bir işle uğraşamazlar; bölgesi içinde en az on beş avukat bulunan her il merkezinde bir baro kurulur.**”

 

Çoklu baro; avukatların ayrıştırılması, etiketlenmesi, fişlenmesi, güçsüzleştirilmesidir. 

Çoklu baro, avukatın sesinin kısılmasıdır. 

Vatandaşı, avukatını şuncu buncu diye seçmek zorunda bırakmaktır çoklu baro.

Avukatın, avukatlık yemininin ötesinde bir şeyci olmasının beklenmesidir çoklu baro.

Ve o bir şeyci istenilmeyen, tasvip edilmeyen, sevilmeyen bir şeyci ise o avukatın etiketlenmesi daha da ötesinde fişlenmesidir.

Adaletin boynuna geçirilmiş yağlı bir ilmektir çoklu baro. 

 

Avukatın mesleki yetkinliği, azmi, yeminine olan bağlılığı değil hangi etiketi seçtiği ve o etikete ettiği biat ölçüsünde avukatlığının değerlendirileceği günlerdir gelecek günler.

 

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde avukatlar daha önce hiç bir zaman mesleklerini, savunmayı savunmak zorunda bırakılmamışlardı. Karakolda, savcılıkta, mahkemede hakkınızı arayan avukatların hak çığlığının yerini bulması ve bu karanlık günlerden bir an evvel aydınlığa kavuşmak ümidiyle...

 

(*Avukatlık Yemini; Hukuka, ahlaka, mesleğin onuruna ve kurallarına uygun davranacağıma namusum ve vicdanım üzerine andiçerim.)

 

(**Prof. Dr. Ejder Yılmaz,  Hukuk Sözlüğü, Yetkin Hukuk Yayınları, 1996, Genişletilmiş 5. Baskı, sayfa 106)

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve telgrafgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.