İlker BÜKNİ
Köşe Yazarı
İlker BÜKNİ
 

Milli Eğitim üzerine...

Son yıllarda artan nüfus, gelişen teknolojik imkanlar, insanlar ve milletler arası rekabetle birlikte eğitime verilen veya verilmesi gereken önem ile ilgili sürekli değerlendirmeler ve çalışmalar yapılmaktadır. Türkiye'de de cumhuriyetin kurulmasıyla beraber sürekli nasıl bir eğitim modeli uygulanması gerektiği konusunda çeşitli alternatif tezler sunulmuştur   Geçen yıllar, gelişen imkanlar ne olursa olsun, öyle zamanlar gelmiştir ki eğitim sisteminin değişmesinin kaçınılmaz olduğu manşetleri sıklıkla karşımıza çıkmıştır. Gerek eğitimcilerin, gerek politikacıların eğitim üzerine yayınladıkları raporlar sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Cumhuriyetin 100. Yılını kutlayacağımız 2023 yılına sadece üç yıl kaldığı ve bu salgın süreci ile eğitimin ve eğitimle paralel ekonomik kalkınma konusunda eğitim-ekonomi ilişkileri konusunda ortaya atılan fikirler yeniden raflardan çıkarak, kamuoyu oluşturmak adına önümüze koyuluyor. Buna elbette gereklilik vardır. Gazetemizin de bu haftaki sayısında eğitim üzerine fikrimizi almak istediklerini belirtmesiyle şahsım olarak eğitim konusundaki bazı gerçekleri yaklaşık elli yıl öncesi düşünülen bir eğitim modeliyle, bugün gelinen noktaları düşündürmek gibi farklı bir yolla dile getirmek istedim.    Bu konuları düşünürken fikir ve dava adamı rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş'in “Unutulmamalıdır ki milletlerin gelişmesi ve mutluluğu; fertlerin beyin, kalp ve ruhlarını ilim, irfan ve ahlak ile doldurmak suretiyle girişilecek hamlelere bağlıdır.” sözü hafızamda sakladığım sözler arasında kendini en öne çıkarıyor...Bu sözle birlikte rahmetli Türkeş'in eğitim üzerine 1970'li yıllarda kaleme aldığı milli eğitim üzerine düşünceleri aklıma geliyor.” Temel Görüşler” adlı kitabından “Milli eğitim” başlıklı bir bölümüyle o yıllardan bu yıllara yani içinde olduğumuz süreçte yaşanılan problemleri nasıl öngördüğünü sizlerle paylaşmak istiyorum. Yaklaşık elli yılda neredeyse her değişen hükümetle, değiştirilen eğitim sistemleri veya modelleri, adına ne dersek diyelim geldiğimiz-getirildiğimiz noktayı ve gelmek istediğimiz noktaları gelin birlikte düşünelim...   “Milli eğitim: Türkiye'nin az zamanda kalkınması için seçkin kabiliyetlerin mütehassız zümre olarak yetiştirilmesi daha faydalıdır. Yalnız milli eğitim konusundaki görüşlerimizi bir yanlışlığa yer verilmemesi için biraz açıklamak istiyorum. Türkiye'nin milli eğitim davası cumhuriyetin kuruluşundan beri gayet plansız ve çok yanlış bir şekilde yürütüle gelmiştir. Bugün de aynı kör döğüşü sistem devam ettirilmektedir. Eğitim milletimizin sosyal ve iktisadi durumu ve ihtiyaçları dikkate alınarak Türkiye'yi en kısa zamanda kalkındıracak bir plana bağlanması lazımdır. Onun içinde önce Türkiye'nin muhtaç bulunduğu elemanların sayısı, branşlarının tesbit olunması ve belirli süreler içinde ulaşılması gereken hedefler tayin olunarak buna göre eğitim faaliyetlerinin düzenlenmesi gereklidir. Yani Türkiye'de halkın sağlığı için ne kadar sağlık memuruna, ebeye, hemşireye ihtiyaç olduğu ve bunun gibi ne kadar makine mühendisine, inşaat mühendisine ve böylece nelere ihtiyaç olduğu neticesine ilmi bir şekilde varılmalıdır.   Bundan sonra da milli eğitimin buna göre planlanması gerekir. İktisadi durumumuz ve ihtiyaçlarımızın da aynı şekilde dikkate alınması lazımdır. Türkiye'de bugün uygulanan şekil ise şöyledir: Her tarafta alabildiğine ilk öğretimi sağlamak için ilkokullar açılmaya çalışılıyor. Ve bu ilkokuldan mezun olan öğrencileri okutmak için ortaokullar açılmağa, ortaokulu bitirenler için de liseler açılmağa çalışılıyor. Böylece liseleri bitiren öğrencilerimiz üniversiteye sığamıyorlar. Liselerden mezun olan öğrencilere yetecek kadar üniversite kurulabilse dahi, bu üniversitelerden mezun olan çocuklarımız bu sefer de belli kapıları zorlama durumunda kalacaklardır. Ve en çok da devlet kapılarında vazife almak isteyeceklerdir. Bu kadar kalabalık üniversite mezununu da devlet kadrolarında yerleştirmek mümkün olmadığından başlı başına bir tedirginlik konusu ortaya çıkacaktır. Şimdiki halde liseyi bitiren çocuklarımızın hepsini birden üniversiteye alamıyoruz. Bu durum dahi birçok üzücü olaylara sebep olmaktadır. Kaldı ki, Türkiye'nin en önemli ihtiyaçlarından birisi de teknik eleman yetiştirmektir. Bunun içinde eğitimin yine memleketin sosyal ve ekonomik hedeflerine uygun olarak teknik eğitime yöneltilmesi zorunludur. Genel olarak bütün milletin yüksek öğretim görmüş hale getirilmesi elbette istenen bir amaçtır. Fakat bu çok geniş imkanlar gerektiren husustur. Onun için merhaleler tayin etmek ve en kısa yoldan memleketi kalkındıracak bir plana kavuşmak gereklidir. Dünyanın bugünkü gidişatı içerisinde ilim ve teknik alanındaki büyük ilerlemeler milletlere geniş ufuklar açmıştır. Fakir, geri kalmış, nüfusu az, toprağı küçük milletler dahi ilim ve teknikte yüksek bir durum elde ettikleri takdirde, zengin nüfuslu, kalabalık ve kuvvetli milletlerle denge kurabilirler.   İlim ve teknikte geri kalmış bir milletin hızla yükselmesi için üç-dört bin kişilik ilim adamı ve teknisyen kadrosu hazırlanması onun için büyük imkanlar sağlar. Bu da milyonlarca nüfus teşkil eden bütün millet halkını üniversiteden geçirmeye kalkışmaktan çok daha kolay ve ucuzdur. Bu sebeple milli eğitim davamızın en faydalı biçimde çözümlenmesi için bizim görüşlerimizi şöyle özetleyebiliriz:   a) Seçkin kabiliyetler mütehassıs zümre olarak ve memleketin sosyal, ekonomik ihtiyaçları, hedeflerine göre yetiştirilmelidir.   b) Eğitim, memleket ihtiyaçlarını karşılayacak bol sayıda teknik eleman yetiştirecek şekilde teknik eğitime çevrilmelidir.   c)Bütün halkın süratle eğitilmesini sağlamak için bizim Dokuz Işık doktrininde de ileri sürmüş olduğumuz köy planları sistemi uygulanmalıdır...”   Evet, yaklaşık elli yıl öncesi kaleme alınmış bu fikirleri okuduktan sonra, ülkemizde değişen ne olmuş? Değişmeyen ne konularımız varmış? Eğitimde neleri başarabilmişiz? Neleri başaramamışız?   Takdir sizlerin...

Milli Eğitim üzerine...

Son yıllarda artan nüfus, gelişen teknolojik imkanlar, insanlar ve milletler arası rekabetle birlikte eğitime verilen veya verilmesi gereken önem ile ilgili sürekli değerlendirmeler ve çalışmalar yapılmaktadır. Türkiye'de de cumhuriyetin kurulmasıyla beraber sürekli nasıl bir eğitim modeli uygulanması gerektiği konusunda çeşitli alternatif tezler sunulmuştur

 

Geçen yıllar, gelişen imkanlar ne olursa olsun, öyle zamanlar gelmiştir ki eğitim sisteminin değişmesinin kaçınılmaz olduğu manşetleri sıklıkla karşımıza çıkmıştır. Gerek eğitimcilerin, gerek politikacıların eğitim üzerine yayınladıkları raporlar sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Cumhuriyetin 100. Yılını kutlayacağımız 2023 yılına sadece üç yıl kaldığı ve bu salgın süreci ile eğitimin ve eğitimle paralel ekonomik kalkınma konusunda eğitim-ekonomi ilişkileri konusunda ortaya atılan fikirler yeniden raflardan çıkarak, kamuoyu oluşturmak adına önümüze koyuluyor. Buna elbette gereklilik vardır. Gazetemizin de bu haftaki sayısında eğitim üzerine fikrimizi almak istediklerini belirtmesiyle şahsım olarak eğitim konusundaki bazı gerçekleri yaklaşık elli yıl öncesi düşünülen bir eğitim modeliyle, bugün gelinen noktaları düşündürmek gibi farklı bir yolla dile getirmek istedim. 

 

Bu konuları düşünürken fikir ve dava adamı rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş'in “Unutulmamalıdır ki milletlerin gelişmesi ve mutluluğu; fertlerin beyin, kalp ve ruhlarını ilim, irfan ve ahlak ile doldurmak suretiyle girişilecek hamlelere bağlıdır.” sözü hafızamda sakladığım sözler arasında kendini en öne çıkarıyor...Bu sözle birlikte rahmetli Türkeş'in eğitim üzerine 1970'li yıllarda kaleme aldığı milli eğitim üzerine düşünceleri aklıma geliyor.” Temel Görüşler” adlı kitabından “Milli eğitim” başlıklı bir bölümüyle o yıllardan bu yıllara yani içinde olduğumuz süreçte yaşanılan problemleri nasıl öngördüğünü sizlerle paylaşmak istiyorum. Yaklaşık elli yılda neredeyse her değişen hükümetle, değiştirilen eğitim sistemleri veya modelleri, adına ne dersek diyelim geldiğimiz-getirildiğimiz noktayı ve gelmek istediğimiz noktaları gelin birlikte düşünelim...

 

“Milli eğitim: Türkiye'nin az zamanda kalkınması için seçkin kabiliyetlerin mütehassız zümre olarak yetiştirilmesi daha faydalıdır. Yalnız milli eğitim konusundaki görüşlerimizi bir yanlışlığa yer verilmemesi için biraz açıklamak istiyorum. Türkiye'nin milli eğitim davası cumhuriyetin kuruluşundan beri gayet plansız ve çok yanlış bir şekilde yürütüle gelmiştir. Bugün de aynı kör döğüşü sistem devam ettirilmektedir. Eğitim milletimizin sosyal ve iktisadi durumu ve ihtiyaçları dikkate alınarak Türkiye'yi en kısa zamanda kalkındıracak bir plana bağlanması lazımdır. Onun içinde önce Türkiye'nin muhtaç bulunduğu elemanların sayısı, branşlarının tesbit olunması ve belirli süreler içinde ulaşılması gereken hedefler tayin olunarak buna göre eğitim faaliyetlerinin düzenlenmesi gereklidir. Yani Türkiye'de halkın sağlığı için ne kadar sağlık memuruna, ebeye, hemşireye ihtiyaç olduğu ve bunun gibi ne kadar makine mühendisine, inşaat mühendisine ve böylece nelere ihtiyaç olduğu neticesine ilmi bir şekilde varılmalıdır.

 

Bundan sonra da milli eğitimin buna göre planlanması gerekir. İktisadi durumumuz ve ihtiyaçlarımızın da aynı şekilde dikkate alınması lazımdır. Türkiye'de bugün uygulanan şekil ise şöyledir: Her tarafta alabildiğine ilk öğretimi sağlamak için ilkokullar açılmaya çalışılıyor. Ve bu ilkokuldan mezun olan öğrencileri okutmak için ortaokullar açılmağa, ortaokulu bitirenler için de liseler açılmağa çalışılıyor. Böylece liseleri bitiren öğrencilerimiz üniversiteye sığamıyorlar. Liselerden mezun olan öğrencilere yetecek kadar üniversite kurulabilse dahi, bu üniversitelerden mezun olan çocuklarımız bu sefer de belli kapıları zorlama durumunda kalacaklardır. Ve en çok da devlet kapılarında vazife almak isteyeceklerdir. Bu kadar kalabalık üniversite mezununu da devlet kadrolarında yerleştirmek mümkün olmadığından başlı başına bir tedirginlik konusu ortaya çıkacaktır. Şimdiki halde liseyi bitiren çocuklarımızın hepsini birden üniversiteye alamıyoruz. Bu durum dahi birçok üzücü olaylara sebep olmaktadır. Kaldı ki, Türkiye'nin en önemli ihtiyaçlarından birisi de teknik eleman yetiştirmektir. Bunun içinde eğitimin yine memleketin sosyal ve ekonomik hedeflerine uygun olarak teknik eğitime yöneltilmesi zorunludur. Genel olarak bütün milletin yüksek öğretim görmüş hale getirilmesi elbette istenen bir amaçtır. Fakat bu çok geniş imkanlar gerektiren husustur. Onun için merhaleler tayin etmek ve en kısa yoldan memleketi kalkındıracak bir plana kavuşmak gereklidir. Dünyanın bugünkü gidişatı içerisinde ilim ve teknik alanındaki büyük ilerlemeler milletlere geniş ufuklar açmıştır. Fakir, geri kalmış, nüfusu az, toprağı küçük milletler dahi ilim ve teknikte yüksek bir durum elde ettikleri takdirde, zengin nüfuslu, kalabalık ve kuvvetli milletlerle denge kurabilirler.

 

İlim ve teknikte geri kalmış bir milletin hızla yükselmesi için üç-dört bin kişilik ilim adamı ve teknisyen kadrosu hazırlanması onun için büyük imkanlar sağlar. Bu da milyonlarca nüfus teşkil eden bütün millet halkını üniversiteden geçirmeye kalkışmaktan çok daha kolay ve ucuzdur. Bu sebeple milli eğitim davamızın en faydalı biçimde çözümlenmesi için bizim görüşlerimizi şöyle özetleyebiliriz:

 

a) Seçkin kabiliyetler mütehassıs zümre olarak ve memleketin sosyal, ekonomik ihtiyaçları, hedeflerine göre yetiştirilmelidir.

 

b) Eğitim, memleket ihtiyaçlarını karşılayacak bol sayıda teknik eleman yetiştirecek şekilde teknik eğitime çevrilmelidir.

 

c)Bütün halkın süratle eğitilmesini sağlamak için bizim Dokuz Işık doktrininde de ileri sürmüş olduğumuz köy planları sistemi uygulanmalıdır...”

 

Evet, yaklaşık elli yıl öncesi kaleme alınmış bu fikirleri okuduktan sonra, ülkemizde değişen ne olmuş? Değişmeyen ne konularımız varmış? Eğitimde neleri başarabilmişiz? Neleri başaramamışız?

 

Takdir sizlerin...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve telgrafgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.